30 Eylül 2009 Çarşamba

Kıtalararası balistik öpücükler


Bu başlık Cumartesi Hurriyet.com.tr de vardı, ayrıca haftasonu aldığım Hurriyet Gazetesi'nde de zirveye ait bu fotoğraflara tam 2 sayfa yer verilmişti.
Artık en önemli zirvelerde bile konu magazine nasıl kaçabiliyor anlamıyorum, yani gazetelerin ekonomi sayfaları bile posta-takvim tarzı sayfalara dönüyor.

Bakar mısınız Allah aşkına dünya gündeminde en önemli yeri alması gereken zirve, geliyor bizim basında nasıl yer alıyor. Gerçi bu sadece bizim basına özel birşey değil zira İtalyan ve İspanyol basınlarında da var aynı şey ama orada bunu yayınlayan gazetelerin klasmanı farklı tabi, hurriyet gibi değil.



Yahu bir de bari gerçekliği olsa insanın bir kafa çevirişindeki bakışından neler çıkarıyorlar.
Saniyede kaç deklanşöre basıyorlarsa artık bu kareleri yakalamak için, yok Obama kıskanmış, yok Lady'nin bakışları kıskançcaymış....
İlahi Medya, sen bizi öldürürsün :)

25 Eylül 2009 Cuma

uuu çok uzun olmuşşş


Epey ara vermişim bloga... bayramdı,seyrandı,ofisi taşıma derken geçti günler ancak sıra geldi...

Bayramda ilk defa araba ile uzun yolculuğa çıktık uzun dediğim 12 saat ama bana yine de uzun, ben pek araba ile yolculuk insanı değilim çünkü. Neyse tatilimizi tamamladık denizimize girdik, yaylalara çıktık ne güzel derken dönüş zamanı geldi. Yollar bomboş hatta hızlı mı geldik ne diye de seviniyorduk ki Kocaeli-Adapazarı'na doğru gözlerimiz faltaşı gibi açıldı.
İstanbul'a kadar sorunsuz geldiğimiz o yol bitti, önümüzde upuzuuuun kuyruklar başladı.
Akşam saat 22:30-23:00 gibi evde olmamız gereken yerde gece saat 01:00 'de vardık eve.. Resmen bir dönüş yolu çilesiydi, bayram dönüşü yol çalışması olduğu için Gebze bağlantısında yolu tek şeride indirmişlerdi, bu nasıl bir mantık anlamadım, bayram dönüşü insanlara nasıl böyle bir eziyeti mazur görebilirler ki.

Neyse geldik, ertesi gün uykusuz iş başı yaptım ki; taşınma işimiz vardı.
Ajansı Anadolu Yakası'na taşıdık, taşınma işlemi sırasında gece personelin başında bekleyeyim dedim ve taşınma işlemi bittiğinde sabah 04:30'u gösteriyordu. Saat 5'te eve ulaştığımda artık bitap vaziyetteydim ama aynı zamanda açtım :) Eve henüz geldiğimiz için dolapta yemek namına birşey yok tabi sadece gelirken aldığım tarla domatesi, biberi, beyaz penir ve annemin hediyesi ev yapımı tereyağı var.
Bunlarla neler yapılmaz ki;
Koca gaza getirilir,
açık fırın bulunur,
henüz fırın ateşinden çıkmış ekmek alınır,
tereyağ eritilir
ekmeklerin içine sürülür
domates, beyaz peynir ve biber masada yerini alır
ve ağız şapırtada şapırtada yenir
İnanın ikimizden de hımmmımmmm ımmm dışında ses çıkmadı yarım saat boyunca, yıllardır bu kadar lezzetli yemek yememiştik. Yediğimiz tüm güzel yemekler, gittiğimiz güzel restoranları unutturdu o lezzet.
Çok mutlu olduk çok ve yorgun ama mutlu yattık yatağa...


Not: Görseller buradan, buradan ve burdan

15 Eylül 2009 Salı

düğün-davetiye işleri ne kadar abartılabilir?


Bunun cevabı yok tabii, ya da istenildiği kadar abartılır diyebiliriz.
Çok yakın bir arkadaşımın bir organizasyon şirketi olması dolayısıyla ne kadar abartılabileceğini az buçuk biliyorum, kimseyi de eleştirmiyorum zira bu ömür boyu hatırlanacak en güzel günlerden birisi.
Amma velakin, taşınma dolayısıyla ofisi toplarken, bize gelen ve öylece birşeylerin arkasına saklanmış olan bu davetiyeyi tekrar gördüm. Gördükçe, güldüm, güldükçe inanasım gelmedi.
Dediğim gibi bence istenildiği kadar abartılabilir ama manasız ve gereksiz yere, birşey de anlatmayan bir davetiye ile, hele de bu kadar kağıt israfına neden olabilecek bir şekilde bu da yapılmaz dedim. Bir de nasıl bir masraftır bu, evlenenler matbaacı falan olsa gerek zira bir arkadaşım kitabını bastırmak için epey maliyet altına girmişti. ..
Hayır, kolaylıkla saklanabilecek birşey de değil.... İLGİNÇ...
(sadece bana mı çok abartı geldi acaba)





14 Eylül 2009 Pazartesi

BİR BİLMECEM VAR ÇOCUKLAR-ETİETİETİİİ

Eskiden sıkı bir Ülker 9 Kat Fındıklı hastası/müptelası olan ancak görüşleri nedeniyle 8 yıldır Ülker almayan,yemeyen,eve aldırmayan ben, yeni bir benzer tadı keşfetmenin mutluluğunu ve gururunu yaşıyorum..
Nothing iftiharla sunar;

Hımmm enfes bir tat, dayanılmaz. (itiraf: hala 9 katı unutturamadı ama olsun yaklaştı)
Ben şimdilik sadece Vanilyalısını yedim ama ekşi sözlükte yazdığına göre çileklisi de takdire şayan.
Ekşi sözlük yorumları için tııık

nOT: Valla sitelerinde ürünün resmi yoktu, ben de çoktan yiyip bitirdiğim paketi koyup çektim ama alt kenarının yırtıklığı kendisini ele verdi sanırsam ;)

11 Eylül 2009 Cuma

GIRGIR'dan yeni kapak

Dün bunu görünce çok güldüm, görmeyenler de gülsün istedim :)


Edit: ben yeni diye yazdım ama bu sayı Haziran'da çıkmış :( Penguen ve Uykusuz okuğum için Gırgır'dan ancak mail gelirse haberim oluyor. Yanlış bilgilendirme için özür

8 Eylül 2009 Salı

yağmur yağıyor...


Yağmur yağıyor,seller akıyor, Arap Kızı camdan bakıyor...
:)
Çocukken yağmur yağarken, anneannemle evde yalnız kaldığımızda, ben üzülmeyeyim diye söylerdi bu şarkıyı bana..Oysa ben yağmuru çok severdim....
Kışsa hemen çırayla sobayı tutuşturur üstüne biraz portakal kabuğu atardık, birlikte camdan bakardık. Yağmur bitince evin bahçesine koşardım, bir dünya ağaç, mevsimine göre çiçekler, miisss gibi ıslak toprak kokusu...

Gerçekten bir arap kızı olduğunu ve birgün o camın önünden geçeceğini sanırdım..Zaten o kadar hayalperesttim ki, toplasam kitap olur (şu kadarını söyleyeyim dedemin Ali Baba ve Kırk Haramiler'deki Ali Baba olduğunu sanıyordum)
Nasıl uçtun bu kadar demeyin, yaşadığımız ev şu an tarihi eser statüsünde eski bir konaktı ve bir çocuğun hayal kurmasına olanak sağlayabilecek herşey mümkündü, ben biraz fazlasını yapıyordum gerçi :)
Kimsenin girmeme izin vermediği odada birgün yarım kalan kapı aralığından bakıpta, sandıkları ve küpleri görünce karar vermiştim bile dedemin Ali Baba olduğuna, oysa sandıkta eski haritalar küplerde ise sirke ve pekmezler vardı, çoook sonra öğrenecektim.

Ayrıca kendimin de uzun çoraplı kız Pippi olduğunu sanırdım ve hasbelkadar bu eve evlatlık verildim derdim, annem böyle düşündüğümü öğrenince çok üzülmüştü, "nerden uyduruyordum evlatlık falan... "
Oysa bana göre öyle birşey gerçek olsa çok gizemliydi ve gizemli olan herşey güzeldi...

Neyse çocukluk anılarımı başka birgün toparlarım; bugünün şarkısı için buyrunuz..

7 Eylül 2009 Pazartesi

HERKES İŞİNİ DOĞRU YAPSA


O zaman hiçbir zorluk yaşamaz mıyız? Bu sefer de kime göre doğru,neye göre doğru diye sesler çıkmaya başlar...
Oysa doğru doğrudur, işini düzgün yapmaktır.
Önce işinin gerekliliklerini bilmek, işine göre kendini yetiştirmek, bilgiyle donatmak gerekir. Bilmediğin bir işi yapıyorsan, vay seninle çalışanların haline.. (bu marangoz olur, bankacı olur farketmez)
Karşındaki insanlara, birlikte çalıştığın arkadaşlarına doğru geri dönüşler yapabilebilecek kapasitede olmak demektir bu.
Gereksiz bilgi alışverişinin, telefon trafiğinin önlenmesi demektir.
Kimsenin sinirlerinin bozulmaması, vaktinde işlerin yetişmesi demektir.
Sabahtan beri, 1 teklif üzerine 10 kere mailleşmemek demektir....
Ufff, bazen bu kadar ciddi kurumların nasıl bu derecede yetersiz,bilgisiz insanları işe aldığını anlayamıyorum..

Ama geçenlerde bir müşterim şöyle demişti;

"It's not important what you know, it's important who you know"

Buyrun burdan...

4 Eylül 2009 Cuma

Dünden Bugüne

Dün sabah CemCeminay in the Morning'i dinlerken Ali Kırca'dan bahsettiler, ve "son hali ne olmuş aman aman vah vah o ne hal öyle Güneri Civaoğlu'na benzemiş, Ali Dede" diye yakındılar.
Bu aralar moralim bozulmasın diye ne gazete okuyorum ne de haber izliyorum açıkcası(ben gündemi Penguen ve Uykusuz'dan takip edenlerdenim) o sebeple göremedim bilemedim ama dün akşam gittim yakaladım Ali Kırca'yı.. Hakikaten acayip bir şekil olmuş ama bence kötü olmamış yani imaj değişikliği iyidir bence:)hem en son halinden daha genç duruyor, kannımca tabiiZaten herkes, herşey değişmiyor mu buarada dikkat ettim forumlarda Suaviye benzetmişler :)

3 Eylül 2009 Perşembe

Bu Ne Biçim Bakış Öyle...

Sadece işimle alakalı değil, çocukluktan beri yanlış reklamlara takarım.
Ortaokulda Yayla'nın reklamında tepsiden kestiği börek üçgen de tabağa koyunca niye kare oldu o diye, Yayla'ya mektup yazmaya kalkmışlığım var.

Aslında bu reklam yanlış olduğu için değil de beni çok irrite ettiği için takıldım ve paylaşayım istedim.
Doğa Okulları'nın billboardları çarpıyor ne zamandır gözüme ve billboardları gördükçe hem yaratılan imaja hem de gerçekten çocukları o hale getiren yöneticilere ve ebeveynlere sinir oluyorum.
Billboardlar'da birinci olan çocuk kupayı öyle bir üstünlük sağlıyor gibi kaldırıyor ki sanki yeni bir buluş-keşif yaptı.Ama asıl mesele, 2.lik ve 3.lüğü paylaşan çocuklarda.
Çocuklar öyle bir bakıyor ki inanılır gibi değil. Nasıl bir kıskanç bakıştır o öyle. Çocuklarımızı gerçekten bu hale mi getirmek istiyorlar? Eskiden tebrik-takdir vardı, sınıfta 1. olan arkadaşımızı kutlardık. Şimdi neredeyse 3. olan kız, 1.nin heran saçını başını yolacakmış gibi bakıyor.Gülsem mi ağlasam mı bilemedim :) :(
Ne yazık ki, çocuklar yarış atı gibi oldular, sürekli sınavlarla boğuşturan bir eğitim sistemi toplumumuza hırsla döşenmiş çocukları ya da bu sistem nedeniyle eğitimden soğuyan çocukları kazandırıyor.

Henüz okula gönderecek bir çocuğum yok ama bunu gören veliler de( !) eminim en az benim kadar irrite olmuşlardır.
Açıkcası bu şekilde kurgulanan kampanyanın çok büyük bir iletişim hatası olduğunu düşünüyorum. Sanırım, ben veli olsam bu şekilde bir reklam kampanyasını onaylayan zihniyetle yönetilen okulda çocuğumun eğitilmesini istemezdim..

Kötü değil mi ama ya....

2 Eylül 2009 Çarşamba

1 Eylül 2009 Salı

.HIMMMM... KLİŞE AMA GÜZEL..

İstanbul'da çok güzel bir yağmur yağıyor, ne çokçok ne de az tam kararında..
Çok özlemişim yağmuru, sabah iskelede taksi beklerken bile hayıflanmadım, çok özlemişim...
Biliyorum çok klişe gelecek ama, evde olmak sıcak çikolata ile koltuğuma gömülüp film izlemek isterdim. Sıcak çikolatanın üstüne korkunç deseniz de üstüne de patlamış mısır yemek isterdim...

Ne güzel olurdu, sabah hiç kalkmasaydım yataktan hastayım deyip işe gelmeseydim keşke,keyifle uzansaydım şimdi, eski Sex&The City bölümlerine ya da buna abansaydım;
ve sonra deseydim ki; "your girl is lovely Hubbell"
sonra da evde kendimle dans ederekten şu şarkıyı dinleseydim